Zihinden zihine – 1

21:30:47 | 2018-07-15
Tevfik Uyar
Tevfik Uyar      @tevfik_uyar

Herhalde hemen herkes hayatında bir kez kendince bir merak duyarak, kendi kendine bilinç probleminin farkına varmıştır.

"Acaba hepimiz aynı renkleri mi görüyoruz? Benim kırmızı dediğimle bir başkasının kırmızı dediği aynı mı? Değilse bunun idrakine varabilir miydik?"

"Acaba köpeğim ben onu sevdiğimde nasıl hissediyor?"

"Eşimin, sevgilimin gözünde ben kimim? Bana baktığında benim ona baktığım şeyleri mi hissediyor?"

Zihin felsefesinin önde gelen isimlerinden Thomas Nagel, 1974 tarihli, "Yarasa olmak nasıl bir şeydir?" adlı kışkırtıcı makalesinde bilimsel olarak bilinç probleminin çözümünün imkânsız olduğunu öne sürdü. Nagel kabaca şöyle söylüyor: Bir yarasanın öznel deneyimini düşündüğümüz zaman bunu insan bilincinden bağımsız düşünemeyiz. Tavanda bir yarasa gibi asılıp onu anlamaya kalkışırsanız, deneyimlediğiniz şey bir insanın tavanda asılı durması olacaktır. Bir yarasanın acıktığında avına duyduğu arzu insan açlığıyla değerlendirilebilir.

Nagel'e göre sihir bile bu işi çözemez: Eğer bilincimizi bir şekilde bir yarasanınkine nakledebilseydik, onun "gözünden" göreceğimiz dünya yine insan görüşü olur, yani bir şey değişmezdi. Bir şekilde insanlıkla olan bağımızı koparıp gitseydik, sonuçları değerlendirmek üzere geri döndüğümüzde, yarasayken elde ettiğimiz tüm o anıları yine bir insan bilinciyle değerlendirmiş olurduk. Yani ağzınızla yarasa da tutsanız, bir başka canlının öznel deneyimini elde etmek imkânsız.

Nagel'e katılıyorum, (katılmayanlar olduğunu da gördüm). Yarasayı seçmesi boşuna değil. Yarasaların optik değil de sonik algılamaya sahip olduklarını biliyoruz. Bu bize ortaokul ve lise kitaplarında "Yarasa çıkardığı sesin yansımasından etrafındaki varlıkların mesafelerini hesaplar ve çevresinin idrakine varır" diye anlatılır; ama bu idrake varmanın ne şekilde gerçekleştiği hakkında en ufak bir fikrimiz yok. Yarasalar evrimleşip lise eğitimi verseydi kalan tüm canlılar için "cisimlerden yansıyan ışıkları hesaplar ve çevresinin idrakine varır" derlerdi. Oysa bizler -ve bildiğimiz kadarıyla bize benzeyen canlılar- "şu cisimden yansıyan ışığın dalga boyu bilmem kaç cm, o halde o kırmızı olmalı; şu kenarının ışık şiddeti de düşük, demek ki orası gölgede kalıyor" gibi bilinçli bir görme eyleminde bulunmuyoruz. Beynimiz etrafımızda olanlar öylece bizlere gösteriyor ve bizler de öylece neyin ne olduğunu algılayıveriyoruz.

Haliyle yarasaların "görme" eylemlerini nasıl gerçekleştirdikleri konusu tam bir muamma. Acaba bizler gibi bir görüntü mü resmediyor zihinleri? Zihinleri ses dalgalarından pekâla bir "harita" ortaya çıkarıp, "gözlerinin önüne" seriliyor olabilir (bakın burada da ancak ve ancak bir insan deneyimiyle, bir görüntü görmek, gözlerin önünde bir harita belirmesi gibi bize özgü bir anlayış ortaya koymak zorunda hissediyorum kendimi).  Belki de gözlerinin önüne bir desen cümbüşü geliyor ve bu cümbüşte belli desenlerin olduğu yerlerden kaçınması, ama özellikle kareli algıladığı desen av olduğu için ona doğru seğirtmesi gerekiyordur. BİLMİYORUZ. Tahminlerimiz de yine ancak kendi öznel deneyimlerimizden: Görmek derken insan görüşü, desen derken insanların "desen" dedikleri, renkler yine bizim algıladığımız renkler...

Yarasa bir yana, doğuştan kör olanların etraflarındaki sesleri kullanarak nasıl algıladıklarını zihnimizde "canlandıramıyoruz" zihin donanımlarımız aynı olmasına rağmen.  Kaldı ki hiçbir duyu kapasitesi farklı olmamasına rağmen bir başkasıyla aynı rengi gördüğümüzden bile emin olamamamız ciddi bir "zihinsel zindana" kısıldığımız anlamına geliyor kanımca.

Bu yazıyla girişini yaptığım bir yazı dizisi planlıyorum sevgili okurlar.  Nitekim zihin problemi özellikle yapay zekâ tartışmaları ya da "uzaylı teması" konusunda bizlere bambaşka açılımlar sunma potansiyeline sahip. Sıradaki yazılarımızda bunları da ele alacağız.

Herkese iyi haftalar.

Tevfik Uyar / @tevfik_uyar




ETİKET :  

Tümü